Ekrem: Allah'in Önünde Utanmaya Basladim


Çocukluğumda, 6-7 yaşlarındayken Konya'nın küçük bir köyünde oturuyorduk. Kışları her sabah erkenden köyün çocukları olarak hepimiz camiye gider ve hocanın önünde namaz surelerini ezberlerdik. Bu sureler Arapça olduğu için manasını anlamazdık. Fakat namazda okumak için hepimiz kulakdan ezberleyip öğrenirdik. Ben kendim Allah'ın sözünü ve niteliğini hep merak ederdim.

Ortaokul yıllarım sırasında bucak müdürü olan, yüksek öğrenim görmüs abime bir gün "Allah nedir?" diye sordum. Bu soruyu duyunca biraz düşündü. Sorunun cevabını bilmediğini açıkca söylemek istemediği için şöyle cevap verdi: "Bu soruyu şimdi düşünme, büyüdüğün zaman anlarsın", dedi. Tabii bu söz benim soruma cevap vermediği için beni daha da merakta bıraktı. Annemle ve babamla hep namaz kıldığım için onları çok memnun ediyordum. Lakin Kuran'da neler yazıldığını öğrenmek ve Allah'ın niteliğini açıkça bilmek istiyordum.

Liseye geldiğim zaman okul arkadaşlarım arasında aynı merakın mevcut olduğunu gördüm. O zaman Diyanet İşleri Başkanlığına beraberce bir mektup yazıp Kuran-ı Kerim'i Türkçe olarak nasıl okuyup anlayabilecegimizi sorduk. Bize verilen cevapta şöyle yazıyordu: "Kuran-ı Kerim'in Türkçe tercümelerini okumak yanlış olur, Kuran-ın tefsirleri vardır. Lakin bu tefsirlerin dili eski Osmanlıcada yazılmıştır. Onun için anlamanız imkansızdır. Bu sebeplerden dolayı Kuran'ı ancak Arapça sesiyle okuyup sevabını Allah'a bırakmanız gerekir. Zaten Kuran anlamak için değil, ancak tapınmak içindir. "Ve bizim gibi öğrenmek isteyen meraklı öğrencileri böylece koyu karanlıklarda bıraktılar.

Eğitim Enstitüsü İngilizce bölümünde yatılı olduğum gunlerde de Allah konusundaki merakım devam etti. Namazımı kıldıgımı bilen okul arkadaşlarım hayret ve gıptayla. "Yahu Ekrem bu namaz işini bu kadar dersin arasına nasıl sıkıştırıyorsun", diye soruyorlardı. "İmanda samimi olsaniz siz de namaz kılarsınız ve namaz için zaman bulursunuz" Teneffüste veya yemeğe koşmadan evvel namazınızı kılabilirsiniz, yahut yemekten sonra kılarsınız" diyordum. Böylece onları utandırıyordum. Lakin Allah'ın sözünü ve niteliğini kendim de bilmezdim.

Öğretmen olduktan sonra da bu namazlara devam ettim. Bu yüzden benim ismim Hafız oldu, ve bundan çok kibir duyar ve sevinirdim. Bir gün üniversitede öğrenci olan bir adamla karşılaştım. Dinden, imandan, Allah'tan ve Allah'ın sözünden laf açıldı. Kenidisi İncil'e imanlı olduğu için hemen İncil'in batıl ve hükümsüz olduğunu savundum. Bu adam çalışma odasında bana bir İncil gösterdi ve İncil'i okumamış olduğum için hep İncil aleyhınde böyle iftirada bulunduğumu ileri sürdü. Gerçekleri oğrenmem için İncil'i mutlak okumamı istedi "İncil okursam bütün yanlış sözlerin altını çizerim ve sonunda bu İncil'i yakarım", dedim. Eğer samımı olarak okur ve Allah'ın merhamet ruhuna aykırı sözler bulursam İncil'i yakabileceğimi bildirdi. İncil'i okuyup tetkik etmek işini böylece üzerime yüklenmiş olduğu için İncil'in yanlışlıklarını hemen ispat edip derhal yakmak istiyordum.

İncil'in Matta kısmını okumaya başladım. Daha yakacağım bir cümle ile karşılaşmadan Matta'nın beşinci bölümüne geldim. Lakin bu bölümü hemen okuyup geçmek mümkün olmadı. Yaratan ve yargılayan Allah'ın Ademoğullarından istediği merhametin yüceliğini ve değerliliğini görünce şaşırdım.

Daha ileri gitmeden önce mutlaka Kuran-ı Kerim'i okumam gerekti. Çünkü en son ve en üstün diye savunduğum kitap oydu. Onu bilmeden başkasına yıkılmak veya dönmek istemedim. Kuran'ı okuyup anlamak gerektiğini ve bu işin benim için şart olduğunu biliyordum. Lakin Kuran'ı nasıl okuyup nasıl anlayacağımı henüz bilmiyordum. Bu maksatla üç adet Kuran buldum. Bunlardan birisi Türkçe diğer ikisi de İngilizce olarak yazılmıştı. Kuran-ı Kerim'in asla tercüme edilemeyeceğini çocukluğumdan beri çok duyup böylece inanmış ve kanmıştım. Üç ayrı tercümeyi kitap kitap, sure sure, cümle cümle karşilaştırmaya giriştim, okuduğum cümlelerin her üç tercümede hep aynı manada olduklarını gördüğüm zaman gerçekte Kuran'ın tercüme edilebileceğine ve Kuran'ın benim elimde olduğuna inandim. Kuran'i okuduğum zaman önce milliyetcilik, dincilik ve erkeklik hislerimden dolayı memnun oldum. Lakin İncil'de Mesih İsa'nın sözleriyle ve ışığıyla düşününce, gaddarlık ve sevgisizlik hislerimden dolayı Allah'ın önünde utanmaya başladım.

Savunmak istediğim din ve kitap Allah'ın gerçek sevgi ve merhamet sözü önünde boşa çıkınca başka din kitaplarına da bakmak istedim. Bu sebeple Budistlerin dini olan "Buda'nın Öğretişleri" isimli bir kitap aldım. Buda denen adamın Allah hakkında bir şey ileri sürmediğini, ancak nefsi terbiye ve başkalarına kötülükten uzak durmayı öğrettiğini gördüm. O zaman evrim teorisi ve evrimcilik inancının başi olan Darwin'in ideallerini ve Karl Marx ideallerini okumaya giriştim. Allah'ın eşsiz sevgi ve merhamet sözünü bilmedikleri için, bütün bu zavalli kişilerin ne derece şaşkın ve şaşırtıcı olduklarını gördüm.

Mesih İsa'yi defalarca dinlemek gerektiğini anladım. O zamana kadar hiç görmediğim ve hiç duymadığım kutsal sözleri dinlemek zorunda kaldım. Çünkü İncil'de Mesih İsa şöyle diyor ve dediğini tatbık ediyor, "Duşmanlarınızı sevin ve size başki yapanlar için dua edin. Öyle ki, göklerdeki Babanızın oğullari olasınız. Çünkü o güneşini hem kötülerin, hem iyilerin üzerine doğdurur ve yağmurunu hem doğrularin, hem de eğrilerin üzerine yağdırır. Çünkü eğer yalnız sizi sevenleri severseniz ne karşılık bulursunuz? Eğer yalnız kardeşlerinize esenlik dilerseniz, ötekilerden üstün sayılabilecek ne yapmış olursunuz ? Tanrısızlar da aynı yolda davranmıyor mu ? (İncil, Matta 5: 44-47). Kendisi gökten olan merhametli Mesih, yerden olan günahkar insanlara benzemiyor ve onlarla asla kıyaslanamıyor. Mesih İsa'daki merhamet ruhunun eşsiz olduğunu anlamaya başlamıştım. O'nu dövenler, O'nunla alay edenler ve O'nu haçça gerip çakanlar böylece günaha girerlerken, Mesih İsa onlara Kutsal Ruhun'da pek çok merhamet gösteriyor ve onların hepsi için hayir duası edip ona karşı işledikleri kusurları bağışlıyor. Ne ettiklerini bilmedikleri için her birinin Tanrı'nın onları bağışlamasını istiyor. Bu kutsal Ruh, bu istek, bu eşsiz merhamet yerden olan günahkar insanlarda görülmeyen bir durumdur. Bu kutsal merhametin ve kudretin önünde Buda, Muhammet, Darwin, Karl Marx ve bütün ademoğullari son derece düşük ve zavallı olduklarını apaçık gösteriyorlar.

İncil'de bizim hepimizi kurban Mesih'te tövbeye ve sonsuz yaşama çağıran merhametle Allah'ın Kurtuluş müjdesi olan İncil'i her kulun bilmesini ve kurban Mesih'te kurtulmasini istemekteyim ve bu yolda ben de imanlı kardeşlerimle birlikte şükür ve hizmet etmekteyim. Çünkü Allah'ın önünde günahlı olduğunu bilip tövbe eden her kula kurban Mesih'in ebedi hayat verdiğini biliyorum. Allah'ın ebedi kurtuluş ve hayat sözü olan bu ebedi müjde için ancak Allah'a şukur ederim.

Ekrem